Sizin İçin Bir Tavsiyemiz Vaaaar…

 
 
Random Article


 
Takip Edilen
 

Alaçatı

 
Ulaşım
9.0


 
Harcama
5.0


 
Memnuniyet
7.0


 
Total Score
7.0
7/ 10


User Rating
no ratings yet

 


0
Posted 30 Ocak 2013 by

Alaçatı, sözün bittiği bir yer. Ruhu ile tarzı ile bir bambaşka , hiçbir yere benzemiyor…Mimarisi, yalınlığının içerisinde sakladığı şıklığı ve nezihliği, bir tepenin ardından gizlice çıkan o büyüleyici denizi, her yerde rengarenk sardunyaları, kendine has rüzgarı ile farkını ortaya koymuş.

“Alaçatı”, İzmir ili Çeşme ilçesinin bir beldesidir.

Alaçatı’da tüm evler taş, kapı-pencereler de mavinin envaye çeşit tonunda. Türkiyenin tek sakız ağacı bahçesine sahip beldesi Alaçatı.

Ege Denizi’ne kıyısı olan belde, tarihi taş evleri ve dünyanın rüzgar sörfüne en elverişli plajları ile ünlüdür. Son yıllarda taş evleri sayesinde çok fazla gelişmiştir.15 eylül de düsman isgalinden kurtulmustur.

2000 yılı rakamlarına göre nufusu 8401 kişidir. 704 kilometrekarelik alanında birçok eğlence mekanı ve oteli barındıran Alaçatı, Ege Bölgesi’nin önemli tatil beldelerinden biridir.

Tarihçe
Antik Çağda adı “Agrilia” olan Alaçatı, Batı Anadolu tarihinde “İonia” diye adlandırılan, İzmir’in güneyinden başlayıp Menderes Irmağına kadar uzanan bölgenin tam merkezinde yer alır. Beldemize en yakın “ion” kentleri Alaçatı’nın bir köyü ve bugünkü adı Ildırı olan “Erythrai”, Sakız adası yani “Chios” ve Urla İskelesi “Klazomenai”dir.

Heredot Tarihi’nin birinci kitabında İonia hakkında şöyle yazar: “İon’lar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü altında ve en güzel iklimde kurmuşlardır. Ne daha kuzeydeki bölgeler, ne de daha güneyde kalanlar İonia ile bir tutulabilir, hatta ne doğusu, ne batısı; kimisi soğuk ve ıslak, kimisi sıcak ve kurak olur.” İon kentleri Akdeniz’deki kolonilerin de kurulmaya başlamasıyla M.Ö. 7. yüzyılda altın çağlarını yaşamışlardır. Bu dönemde 12 şehirden oluşan ion Birliği özellikle bilim, felsefe, heykeltıraşlık ve mimaride dünyaya yol göstermiştir. Sonraları Roma döneminde de parlak günler devam etmiş, Hristiyanlığın yayılmasında ve Bizans sanatının doğuşunda etken olmuşlardır.

Erken Osmanlı tarihinde Alaçatı’ya kaynaklarda bir “Yaya-Müsellem” köyü olarak rastlıyoruz; yani fetihlerin genişlemesiyle, fethedilen yerlere iskanlarla nüfus ve asker sayısı artınca 1361 de kurulan ordu teşkilatının bir parçası : “Yaya” (piyade) ve “Müsellem” (süvari) köyü… Beldemiz adını da işte bu yıllarda yerleşen “Alacaat Aşireti”nden alıyor. 1830 larda Bölgenin ayanı Hacı Memiş Ağa – ki bugün adı Alaçatı’nın bir mahallesinde yaşamaktadır- depremlerle sarsılan Sakız Adasında yoksullaşan Rum nüfusu çeşitli işlerde çalışmak üzere bölgeye “davet eder”, böylece yalnız Alaçatı değil, Çeşme, Karaburun ve Urla’nın da kaderi değişmeye başlar. Yerli nüfus “harpte savaşırken” Rum gençleri bağlarda, zeytinliklerde yardımcı olmaya başlarlar.

Bu arada güneyi bataklık olan Alacaat köyünde halk sıtmayla da savaşmaktadır, bataklığı kurutmak üzere Alaçatı Limanına bir kanal açılmasına karar verilir. Kanal inşaatında çalışmak üzere gelen Rum işçilere büyük toprak sahibi Türkler tarlalarını “imar” edip işlemeleri koşulu ile verirler. Yeni köy de denizden birkaç kilometre içeride kurulur, bugün Alaçatı’nın birer birer restore edilmekte olan taş evlerinin çoğu 1850-1890 yılları arasında inşa edilmiştir.

19. yüzyıl sonunda artık “Alatzata” köyü (Rumlar “Alacaat”ı “Alaztata” yapmışlardır) özellikle bağları ve şarabı ile önemli bir üretim ve ticaret merkezi haline gelmiştir. Çoğu Rum olan nüfus 12.000 e ulaşmıştır. 1873 te Alaçatı’da Belediye Teşkilatı kurulmuştur.

1912 Balkan Savaşıyla Alaçatı’nın kaderi bir kez daha değişir. Balkanlardan kaçan göçmenlerin gelmesiyle Rumlar arasında panik ve göç başlar. 1919 da İzmir’in işgaliyle birlikte, Alaçatı’ya göçmüş olan Balkan göçmenleri bu sefer de Anadolu’nun içlerine doğru göçmeye başlarlar, bu süreç Kurtuluş Savaşının bitiminde Alaçatı’ya tekrar dönmeleriyle sonlanır.

Bu arada 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan arasında Lozan’da “mübadele anlaşması” imzalanır; dünyada ilk ve son kez yapılan bu uygulama ile 2 milyon insan yerinden yurdundan olur… Bu anlaşma uyarınca İstanbul’daki Ortodoks Rumlar ile Batı Trakya’daki Müslümanlar hariç Yunanistan’da yerleşik Müslümanlar Türkiye’ye, Türkiye’de yerleşik Ortodoks Rumlar da Yunanistan’a gönderilir.

Böylece Balkan Savaşı yıllarında Alaçatı’ya Kosova ‘dan ve Bosna’dan gelen Arnavut ve Boşnak göçmenlere Selanik (Karaferya’lılar), Kavala (Kınalı ve Karacaova’lılar), Girit ve İstanköy’den gelen mübadiller de eklenir ve Alaçatı nüfusu 10 yıl gibi kısa bir sürede tamamen değişmiş olur.

Yaşam
Alaçatı Rum’lar zamanında bağcılık ve şarapçılık ile tarihinin parlak bir dönemini yaşadı. Mübadele sonrası ise Alaçatı’nın zorlu yılları başladı. Balkan’lardan gelen Müslüman Türkler bağcılık ve zeytincilik bilmezlerdi. Böylece Alaçatı’daki bağlar sökülüp yerine Selanik göçmenleri tütün diktiler; Kosova ve Bosna göçmenleri ise bildikleri iş olan hayvancılığa başladı. Ancak iklim ne tütün, ne de hayvancılık için uygun değildi. Binbir eziyetle yetiştirilen tütünden Alaçatı’ya gelen para ancak karın doyurmaya yetiyordu.

Alaçatı’da Gezinti

Alaçatı, upuzun bir cadde, birkaç meydan, eski pazaryeri, yel değirmenleri ve Arnavut taşlı, avlulu taş evlerden oluşan küçük bir köy. İki ucu var. Biri, geçen yıl yenilenen giriş; diğeri genelde otomobilinizi park edebileceğiniz alanlar bulacağınız köyün çıkışı.

Alaçatı’nın dar sokaklarına dağılmış taştan evleri, kafeleri, restoranları ve butik otelleri aradığınız tatil fırsatını size sunuyor. 80 civarındaki konaklamayerleri ve butik otelleri misafirperverliği hissetmenizi sağlıyor.

Alaçatı’yı en çok tercih edenler yelken tutkunları ve rüzgar sörfçüler. Alaçatı, sporseverler için hem güvenli hem de muhteşem dalgalara sahip bir cennet.

Yakın mesafede bulunan bir tepeye inşa edilen elektrikli jeneratörlerle çalışan rüzgar gülleri, rüzgarın şiddetini ve sürekliliğini kontrol ediyor.

Alaçatı’nın merkezinde en çok dikkati çeken evleri…Evlerin büyük çoğunluğu Alaçatı’ya özgü taştan yapılmış olmaları. Bu taşın en büyük özelliği, yapısından ötürü, yazları serin, kışları ise sıcak tutuyor evin içini.

Alaçatı şehir merkezine gelirken hemen dikkatinizi, yanyana 4 değirmen çekiyor. Bir zamanlar insanların buğday öğütmek için kullandığı bu değirmenler, elden geldiğince restore edilmiş ve etrafı yeşillendirilmiş. Hemen önüne de bir çay bahçesi kondurulmuş. Alaçatı merkezini rahatlıkla buradan oturup izleyebiliyorsunuz.

Değirmenlerin önünden gidilen yolla girilen Alaçatı merkezinde ise, elden geçirilen eski Rum evlerinde yer alan dükkanlar, lokantalar, cafeler sizi karşılıyor. Gezmeye gelenleri rahatsız edebilecek, aşırı turistik hiçbir ögeye burada rastlamıyorsunuz.

Cumartesi günü Alaçatı’nın pazarı ve eğer yolunuz düşerse sakın bu aktiviteyi atlamayın.. Gerçekten çok şey kaybedersiniz.

Alaçatı’da sakız sardunyalarına doya doya bakın.. Pembe ve kırmızının her tonunu bulursunuz… Bakabilecekseniz bir teneke sardunya alıp evinize de götürebilirsiniz …

Alaçatı’da ne yenir?

Kahvaltıda Ege’nin zeytinlerinden özellikle Hurma Zeytini’ni tatmanızı öneririz. Dalında olgunlaşan bu zeytin ile güne herkesten çok daha iyi bir başlangıç yapacaksınız.

Öğle yemeklerinizde ve ara öğünlerinizde tüketebileceğiniz sakız muhallebisi ve tatlısı da ağız tadınıza uygun olacaktır. Taze deniz ürünlerini keşfedebilir, tamamen organik ürünlerle sağlıklı ve keyifli bir tatilin tadını çıkarabilirsiniz.

Akşam yemeklerinizin tadını pekiştirecek şaraplarıyla Alaçatı, cennetten bir parçanın yeryüzünde inşa edilmiş hali….Geleneksel tatların dünya mutfaklarında kabul görmüş seçeneklerle buluştuğu sofralardan kalkıp eve dönmek istemeyeceksiniz.

Alaçatı’ya özgü bir başka lezzet, Sakızlı kahveyi Alaçatı kahvelerinde içebilirsiniz. Közde pişirilen bu kahve size bir başka lezzet verecek.

İMREN Tatlı ve Helva Evin‘nin Sakızlı ve mercan köşklü dondurması meşhur. Ayrıca sakızlı kurabiyesini unutmamak lazım.

Delice, restoran da tüller ve mumlarla bezeli dekorasyonuyla kendinizi adeta masal diyarında hissediyorsunuz.
Şarap kavı gerçekten şarap tutkunlarını memnun edecek düzeyde.

Yusuf Usta Ev Yemekleri‘nde , her yerde bulamayacağınız kabakçiçeği dolmasının tadına mutlaka bakın. Ayrıca kahvaltılar çok leziz ve ünlü.

Alaçatı’da alınabileceklerin başında Alaçatı Kavunu geliyor. Ayrıca Sakız Reçeli de diğer bir alternatif.

Eğer kültür balığı ile aranız varsa, Mersin Limanı mevkiinde bulunan balık çiftliğini ziyaret edin. Oradan kendi ellerinizle yetiştirilen çipuraları alın.

Alaçatı kavunu;
Tabii ki Alaçatı deyince, bölgenin kendine özgü kumlu ve kiraçli toprağında yetişen o özel tatlı ve sert kavunu unutmamak lazım. Kavun mevsiminde buraya gittiyseniz, motor arkasına bağladıkları römorklarında, büyük şehirlerde bulamayacağınız fiyatlarla köylülerin evlerin aralarında sattıkları kavunları mutlaka alın.

Bu kavunları bir de sonbahar aylarında ipe asarak yere temas ettirmeden saklamayı başarabilirseniz, kışın bu lezzetin tadına bakabilirsiniz…

Alışveriş önerileri

Alaçatı’ya gidip de yöreye ait zeytinyağı ve zeytinlerden almadan gelmeyin. Ayrıca köy pazarında satışı yapılan mevsim otları, enginar, beyaz soğan ve kavun da satılmaktadır.Haftasonu kurulan antika pazarında ise ilginç ve göz kamaştıran el emeği eserler satın alabilirsiniz.

ALAÇATI NEREDE!
Alaçatı, İzmir merkeze 70 kilometre uzaklıkta. İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan ise, 90 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Havalimanından Alaçatı’ya gitmek de otoban yoluyla çok kolay. Alandan şehre hiç girmeden, Üçkuyular üzerinden Çeşme otoyoluna girip, Alaçatı’ya ulaşıyorsunuz. Yol yaklaşik 30 dakika sürüyor.

İZMİR’DEN NASIL ULAŞILIR?
İzmir Üçkuyular’dan hareket eden İzmir- Çeşme otobüsleri, iyi bir alternatif. Alaçatı’dan geçen bu otobüslerle, hem ekonomik hem de rahatlıkla Alaçatı’ya gidebiliyorsunuz.

İSTANBUL’DAN ÖZEL ARAÇ NASIL ULAŞILIR?
İstanbul’dan Ege’ye yapılacak olan yolculuklarda tabii ki birinci alternatif, istanbul Deniz Otobüsleri İşletmesi’nin , Yenikapı- Bandırma seferlerini kullanmak. Bu tercih kendi otomobiliyle yola çıkacak olanlar için, özellikle trafik sorunun büyük olduğu ülkemizde ilk akla gelen alternatiflerden olmalı.

Çünkü aracınızı Yenikapı’da feribota bindirdikten sonra, yolcu salonuna çıkıp gazetelerinizi alıp keyifli yolculuğa tatile hemen başlıyorsunuz. En azından 1 saat 45 dakika süren yolda, keyif sürüyorsunuz.

Sonra da Bandırma’ya ulaşınca, direksiyona geçip keyifle sürüşe başlıyorsunuz. Balıkesir, Manisa ve ardından İzmir’den itibaren otoban’dan keyifle aracınızı sürerek, 300 kilometre sonra Alaçatı’ya ulaşıyorsunuz.

Çeşme otobanından Alaçatı levhaları sizi zaten doğrudan, sörf cenneti Alaçatı’ya otomatik olarak getiriyor. Alaçatı’da gidince önce eski taş evleri, daracık sokakları, ilginç mimarisiyle ilçe merkezine ulaşıyorsunuz.

Ardından da, 2 kilometre uzaklıkta bulunan sahil kesimine doğru gidiyorsunuz. Sahilde ise, önce sizi sörf okuları karşılıyor. Hemen yanında ise Süzer Otel yer alıyor. Yola devam edince ise, Alaçatı’nın sosyetik plajı Sea Side plajıyla karşılaşıyorsunuz.

Alçatı’ya ilk kez gidiyorsanız, otoban üzerinde rüzgardan enerji üreten Türkiye’nin en öneli tesislerinden birini görünce, anlayın ki Alaçatı’ya geldiniz. Yol feribottan, yani Bandırma’dan itibaren yaklaşık 300 kilometre tutuyor Alaçatı’ya kadar


admin

 
Sitelerimiz ile ilgili Tüm istek, öneri ve görüşleriniz için bize izmirtavsiye@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.


0 Comments



Be the first to comment!


Leave a Response

(required)